Eski Uygur Dönemi Yazmaları, Mahsun Atsız (09.04.2025)

FSMVÜ Yazma Eserler Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen “Kitap Kültürü Konuşmaları – XXVII” kapsamında gerçekleştirilen program, Aslı Zengin’in moderatörlüğünde yapılmıştır. Programda Mahsun Atsız, “Eski Uygur Dönemi Yazmaları” başlıklı sunumunu gerçekleştirmiştir.

Sunumda, Türk dilinin erken dönemleri çerçevesinde özellikle Eski Uygur Türkçesi ve bu döneme ait yazma eserler ele alınmıştır. Yazı öncesi döneme ilişkin “Proto-Türkçe” gibi kavramların daha çok teorik düzeyde kaldığı; Türkçenin yazılı belgelerle ilk defa Göktürkler döneminde, özellikle 8. yüzyılda görünür hâle geldiği ifade edilmiştir. Bu bağlamda Bugut Yazıtı gibi erken örneklerin, yazılı kültürün başlangıcına işaret eden önemli veriler arasında yer aldığı belirtilmiştir.

Göktürklerin ardından kurulan Uygur Kağanlığı’nın 840 yılında yıkılmasıyla Uygurların Turfan ve Koça bölgesine göç ettiği ve bu yeni coğrafyanın çok kültürlü bir yapı sunduğu ifade edilmiştir. Bu durumun, Eski Uygur dönemini Türkçenin zengin ve üretken evrelerinden biri hâline getirdiği vurgulanmıştır.

Sunumda ayrıca, Eski Uygur metinlerinin büyük ölçüde çeviri faaliyetlerine dayandığı ve özellikle edebî eserlerin öne çıktığı belirtilmiştir. Farklı inanç sistemlerinin etkisiyle kültürel etkileşimin arttığına dikkat çekilmiştir.

Yazma eserlerin farklı alfabelerle kaleme alınmış olması (Soğd, Süryani, Brahmi, Tibet vb.), Uygurların çok dilli ve çok kültürlü yapısını ortaya koymaktadır. Bu çeviri faaliyetleri sayesinde Uygurlarda kitâbî üretimin arttığı ve farklı dinî çevrelere ait metinlerin çoğaltıldığı ifade edilmiştir. Özellikle Soğd kökenli Uygur alfabesinin yaygın biçimde kullanıldığı; Manihaist metinlerde Mani alfabesinin, Doğu Hristiyanlığına ait metinlerde ise Süryani alfabesinin tercih edildiği belirtilmiştir.

Öte yandan, bu yazmaların önemli bir kısmının 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında Orta Asya’ya düzenlenen bilimsel keşif gezileri sırasında tespit edilerek bilim dünyasına kazandırıldığı ifade edilmiştir.

Sonuç olarak sunumda, Eski Uygur döneminin yalnızca dil tarihi açısından değil dinler, kültürler ve yazı sistemleri arasındaki etkileşimi göstermesi bakımından da önemli olduğu vurgulanmış bu alandaki çalışmaların artmasıyla birlikte Eski Uygur yazmaları ile sonraki dönem Türkçe yazmaların birlikte değerlendirilmesinin daha bütüncül bir perspektif sunacağı ifade edilmiştir.

Metin: Dilek Uysal